Menu

Sevgiyle karşılama soyut resmi

Şimdi yaşadığınız hayat ve gelecekte yaşayacağınız hayatta içinde bulunduğunuz şartların sonucu,  bir ürünüdür. Unutmayın ki hayat bir süreçten ibarettir ve o süreci süre getiren koşulları değiştirmekte sizin elinizdedir, yeter ki hamleleri iyi oynayabilin!


Zor bir hayatınız varsa hayatınıza biraz esneklik katmalısınız demektir... Biraz geniş yürekli olarak buna başlayabilirsiniz mesela... Ne kadar rahat olur ne kadar rahat düşünebilirseniz hayatınızdaki olgulara bulgulara ne varsa ne kadar zaman tanırsanız hayatınız da o kadar iyileşecek güzelleşecektir, inanın! Kapana kısılmışlık acelecilik sabırla alınmayan kararlar hayatınızda bazı şeylerin doğru gitmemesinin sebebidir...


Her zaman neşeniz yerinde olsun, ne derler bilirsiniz "bazen bir tebessümün halledemeyeceği hiçbir şey yoktur". Hayata ne kadar olumlu bakarsanız hayatta sizin yüzünüze o kadar gülecektir. Bir Tavsiye Kitap köşemde yakın zamanda okuduğum Rezonans Kanunu adlı kitaptan biraz bahsetmiştim sizlere... Algılarınız size iyi gelen şeylere açık olsun, size mutsuzluk umutsuzluk veren şeylerden uzak durun. Somut bir örnek vermek gerekirse nasıl para parayı çekiyorsa hayatta, olumlu düşüncelerde olumlu bir hayatı, yaşamı ve yaşamayı tetikler. 


Hayat öyle bir olgudur ki öyle mıknatısa falan benzemez; bilirsiniz mıknatıstaki kaide zıt kutupların birbirini çekmesiyle ilgilidir. Ancak hayatta ki kaide ise tam tersidir aynı kutuplar birbirini çeker; iyilik iyiliği güzellik güzelliği kötülük kötülüğü çeker... Dolayısıyla hayata ne kadar iyimser bakarsanız hayat size o kadar güzel bir yaşama resmi çizecektir. 


Diğer bir değişle hayat çekim yasası üzerine kuruludur. Tıpkı ne ekersen onu biçersin anlayışında olduğu gibi. Bu biraz da hayatta ne ile meşgulseniz o işi başınıza alır sararsınız gibidir... İyi ve güzel işlerle meşguliyet başarıyı ve muvaffakiyeti getirecektir. Yeter ki şartlarınızı koşullarınızı iyileştirebilin hayal ettiğiniz bir yaşama uyumlu hale getirin!


Suzan Güzel 





0

Kafa sesi duyan erkek resmi

Düşünce bozukluğu, doğru düşünememe veya kaygılı ve endişeli düşünme bütün psikiyatrik rahatsızlıkların temelinde var olan yanlış düşünce sistemidir. Her insan kendi hayatında az çok travma yaşamış ya da bir travmaya maruz kalmıştır. Bazı insanlarda bu travmalar yer edip psikiyatrik bir rahatsızlığa sebep olurken bazı insanlarda ise bu durum hiçte öyle değildir. Sebebi bazı insanların travmalarıyla baş edebilmeyi başarabilmeleridir. Bir insanın travmalarıyla baş edebilmesi demek doğru düşünme sistemini diğer bir değişle kaygısız, endişesiz ve şüphesiz düşünmeyi genç yaşta öğrenmeyi başarmış olması demektir. 


Psikiyatri bilim dalıyla psikoloji biliminin çakıştığı nokta tam da burada başlamaktadır. Konuşarak terapi yoluyla bazı sorunların üstesinden gelmek klinik olarak deneylenmiş ve kanıtlanmış bir bulgudur. 


En ağır psikiyatrik rahatsızlık olarak şizofreni hastalığını örnek verelim: Bu rahatsızlık için bize okulda öğretilen doğuştan gelen bir rahatsızlık ve genetik olarak kalıtımsal veya beyindeki bir hasar sonucu düşük IQ seviyesiyle,  algılama ve öğrenme yetisinin azlığıyla ilgili olmasıydı. Yeni klinik çalışmalara göre ise Şizofreni rahatsızlığının 20'li yaşlarda da ortaya çıkabileceği yönündedir. Ancak, bir insanın 20'li yaşlarına kadar ki süreci normal insandan farksız olarak yaşaması bize bu rahatsızlığa yakalanan hastaların bile iyileşebileceği hususunda doneler vermektedir.


Şöyle ki; genç yaşlarda doğru eğitim ve öğretim sistemiyle insanlara doğru düşünmeyi, kaygıdan, endişeden uzak olarak şüphe etmeden düşünmeyi öğretebilirseniz, böylece hastaların 20'li yaşlarından sonra ilaçlara enjeksiyonlara başvurmadan iyileşmesini düşünce bozukluğunu minimize ederek kendi düşüncelerini artıları ve eksileriyle tolere edebilmelerini dahası düşüncelerini bile kontrol edebilmelerini sağlayabilirsiniz.


Doğru eğitim ve öğretim aynı zamanda bilişsel doğru inanç sistemi ile örtüştüğünde bu rahatsızlıktaki insanların arasından dahiler çıkması  içten bile değildir. Dolayısıyla ailede ve okulda doğru eğitim ve öğretim ile aslında toplumdaki birçok bireysel ve sosyal çöküntünün üstesinden gelinebilinir. Yeter ki doğru yaklaşımlarda bulunup doğru iletişim teknikleri ve çözümlerle insana ve onun iç dünyasına ulaşarak toplumdaki birçok yaraya merhem olabilelim!


Suzan Güzel

0


Rezonans Kanunu Adlı Kitap

Bu yazımda, Pierre Franckh’in ilginizi çekebileceğini düşündüğüm "Rezonans Kanunu" adlı kitabından bahsetmek istiyorum. Daha önce çekim yasası ile ilgili kitap okuyanların alışık olduğu tarzda olumlamanın gücünü, hayatımızdaki birçok şey için rezonans alanlarının var olduğunu ve bu rezonans alanların oluşturdukları ve yaydıkları enerjiyle etkileşim halinde olduklarını anlatan; insana umut aşılayan ve umut vadeden, herkesin mutlaka okuması gerektiğine inandığım bir kitap...


İster yaratılış mucizesi deyin ister kuantum bilimin kendisi, bütün canlılar evren ile etkileşim halinde olup evrene enerji yayarlar. Dünyanın hakimi olan insan içinde bu durum söz konusudur. Ve siz evrene doğru enerjiyi, doğru ve olumlu isteklerinizi içeren enerjiyi evrene gönderebilirseniz evrenin sizin isteklerinize kayıtsız kalmayacağına ve sizi yanıtsız bırakmayacağına mucizevi bir şekilde tanıklık edebilirsiniz. Yeter ki kendiniz için isteklerinizi net bir şekilde ortaya koyun ve olumlamalarda bulunarak doğru rezonans alanını oluşturabilin...


Aslında, çekim yasası dediğimiz "Benzer benzeri çeker" teorisi ve olumlamalar ile isteklerimizi doğru kanalize edebiliriz. Bu olumlamaları rezonans alanı dahilinde tekrar etmek ve bu tekrarın neticesini diğer bir değişle sonucunu almak,  isteklerimize kavuşmak, yüzyıllardır dile gelen insanların bahsettiği ve Allah'ın insana bahşettiği düşünce gücünden kaynaklanmaktadır. Her düşünce beyinden gelen dalgalarla yayılır ve kitaptada söylediği gibi insanın evrende başladığı ve bittiği alan kesin olarak belli olmadığından, insanlar birbirlerinden kilometrelerce uzakta olsalarda DNA faktörü sayesinde aynı rezonans alanında bulunmakta ve birbirlerinin düşüncelerini olumlu ya da olumsuz etkileyebilmektedir. Burada mühim olan olumlamalarla olumlu düşüncelerle bu gizli iletişimde doğru ve olumlu rezonans alanı oluşturmak ve olumlu sonuçlar elde etmektir.


Kitap bu anlamda hem bilimsel deneylerle hem de insanların tecrübelerinden örnekler vererek kendi rezonans alanımızı iyileştirebileceğimizi ve isteklerimize kavuşabileceğimizin mümkün olabildiğini ve bu isteklerimiz; sağlık, zenginlik, iyi bir eş sahibi olmak gibi somut istekler bile olsa çekim yasası,  olumlama ve rezonans alanı oluşturarak isteklerimizin gerçekleşmesinin imkansız olmadığını ve olmayacağını anlatmaktadır. 


Geleceğe dair vizyon sahibi olmak ve ufkunuzu genişletmek istiyorsanız, Pierre Franckh’in "Rezonans  Kanunu" adlı kitabını okumanızı tavsiye ederim. Siz de yorumlarda kitap hakkındaki düşüncelerinizi paylaşabilirsiniz...


Suzan Güzel






0

Zamanı düşünen kız resmi

Somut soyut, maddi manevi farketmez her konu her iş zaman ve emek ister. Bunu şöyle kısaca ifade etmekte mümküm: Sevmek de çalışmak da emek ve zaman ister! Yaradan öyle kodlamış tabiatı, insanı, tüm evreni...Emek etmeden olmadığı gibi zaman vermeden de olmamaktadır.


Sanırım zaman ve emek o olgunun oluşmasında tabiatın ihtiyaç duyduğu nedeni sebebi ortaya koymaktadır. Yalnızca Yaratan için bu iki kavram anlamsızdır; yalnızca Yaratan Allah "Ol" deyince olur gerisi tüm canlılar, insanlık ve evren için zaman ve emeğe ihtiyaç duyulur...Bir ipek böceğinin bir sonraki kelebek olarak geçireceği hayat için sürekli beslendiğini ve kozasını örerek hazırlık yaptığını düşününce bir böceğin bile gelişimini tamamlamak için ne kadar zaman ve emek sarfetmek zorunda olduğunu anlarsınız. 


Tabiatta hiçbir şey kısır döngü halinde değildir en az tabiatın kendisi kadar bereketli ve verimlidir. Ancak nankör insanın elinin değdiği yerde kısır döngü vardır! Aslında sarfedilen emek kadar almaktır. Ama ne yazık ki, insanın var olduğu yerde bazen sarfedilen emeğin ve zamanın kıymeti de kalmıyor anlamını yitiriyor...


Adaletin terazisi bozuldu mu, zaman ve emek ağır bassa da neticesini almak sonucuna varmak imkansız olabiliyor. Doğru olan hakikat olan, istenilen emeğinizin karşılığını zamanı gelince almaktır. Kaideler bozuldu mu zaman ve emek dengeside bozulur. Tabiat'ın kaidelerine hakim bir sistemi devletin eğitim ve kariyer sistemine çalışma hayatına dahil etmek gerçek anlamda zaman ve emek dengesini koruyabilmek gerekir. 


İnsanın tabiata hükmeden değil tabiatın bir parçası olduğunu hatırlatmak gerekirse öğretmek gerekiyor...O zaman herkes için hayat daha adil olacaktır!


Suzan Güzel


0

Futbol oynayan çocuk resmi

Çocukken bize sorulan en sık soru büyüyünce ne olmak istersin sorusudur, ancak kimse bize nasıl bir insan olmak istersin sorusunu ne sorar ne de kendi düşünür...Halbuki, mesele olmak ya da olmamaksa; erdemli insan olabilmek ve insanca yaşamakta meselenin can alıcı noktasıdır. Çocukluk çağlarında bunun bilincine vararak büyüdüğünüzü düşünün dünya herkes açısından daha yaşanılası bir yer olmaz mıydı? İnsanların daha erdemli, daha anlayışlı olduğu bir dünyada daha saygın daha bilinçli toplumlar oluşmaz mıydı?


İnsanların mesleki rolleriyle anılması ne kadar da insan karakterini baskılayıcı bir durumdur. Halbuki, önce insan olmak kendin olmak sonra meslek sahibi olmak gerekir... Üniversite hayatı bunu bir nebze olsa sağlamaya çalışsa da kendin olma fırsatını bireye sunsa da asıl olan kişinin kendi benliğini tanıma yolculuğunu bir şeylere endekslemeden tamamlayabilmesi ve erdemli olmayı, bazen de bütün olumsuzluklara rağmen başarabilmesidir.


Hayat herkese aynı fırsatları sunmaz aynı zorlukları da göstermez! Siz hayata karşı bir pozisyon almalısınızdır ki bilinçli yaşamayı tam da bu noktada başlatabilesiniz. Hayatın başı sonu hiçbir zaman belli değildir belli olmaz, ancak siz yaşadığınız içinde bulunduğunuz ana sahip çıkmalısınız ki; durum kötüyse iyileştirmek için mücadele edebilir, iyiyse daha da güzelleştirebilmek için çaba sarfedersiniz...Zaman bir süreç ise "an" ve "anı" o sürece çıkan bazen şans bazen risk kapısıdır.


Ben olmak ya da olmamayı bir sosyal mesleki rol edinmek veya o role ulaşmak gibi görmem, bundan daha ziyade "olmanın" olgunluğa erişip erişmemek ile ilgili olduğuna inanır ve savunurum. O yüzden çocuklara çocuk yaşta "ne olmak istiyorsunu" değil ancak "nasıl bir insan olmak istiyorsunu" aşılamanın ve özendirmenin gerekli olduğunu, bunun da çocuğun birey olarak toplumda yetişmesine maddi manevi her alanda başarılı olmasına ciddi anlamda fayda sağlayacağını düşünmekteyim.


Siz de ne düşündüğünüzü yorumlarınızı yazarak paylaşabilirsiniz!


Suzan Güzel 

0

Soyut ve ilüzyon resmi

Zaman her şeyden çalar, her şeyden kırpar, her şeyi yeniden şekillendirir. Bazen başta görünen hiçbir şey sonunda aynı kalmaz. Zaman yıpratır soldurur bazen, siz canlı tutmazsanız duygularınızı, düşüncelerinizi eğer... 


Kaldı ki hiçbir şey göründüğü gibi değildir! Biz nasıl algılamak istiyorsak öyle görürüz resmi. Kimisi küçük bir pencereden bakıyordur dünyaya ve görebildiği yalnızca resme ait bir ayrıntı olur, kimisi geniş bakıyordur hayata ve büyük resmi görür.


Nasıl bakarsanız bakın neyi nasıl görürseniz görün her zaman gördüğünüzden ve düşündüğünüzden fazlasının olabileceğini unutmayın. Eğer unutmazsanız bunu, hayal kırıklıklarınız daha az olur.


İnsanları, olayları, nesneleri değerlendirirken merkezimizde hep biz varızdır. Bize benzeyen bizim gibi düşünen insanları etrafımıza çekeriz bizim gibi düşünmeyenleri kendimizden uzaklaştırırız. Bu yakınlık uzaklık meselesidir. Keza aynı şekilde ilgi duyduğumuz alanlarla ilgili olay ve nesnelere karşı daha alakadar olabildiğimiz gibi ilgi duymadıklarımızı ise göz ardı veya kulak arkası etmeye daha yakınızdır.


Halbuki, sürekli öğrenme sürecini yaşamak zorundaysak ki zorundayız ve aktif etkin bir hayatımızın olması bizden bekleniyorsa açık olmalıyız, fikren ve ruhen düşünce olarak olsun davranış olarak olsun seçeneklere ve seçimlere açık olmalıyız. 


"Ummadık taş baş yarar!", "Hiçbir şey göründüğü gibi değildir!" söylemlerini sıkça söyleriz duyarız da, çünkü hayatta hiçbir şey beklediğiniz gibi olmayabiliyor. Bunu özellikle olumsuz yönde olur olacaktır diye söylemiyorum. Bazen hiç beklemediğimiz kadar mutlu da olabiliriz. Beklediğimizden çok daha fazlasınıda kazanabilir elde edebiliriz. 


Biz kendi duygu düşüncelerimiz doğrultusunda karar verir bir şeyleri uygularız, sonuç beklediğimizin üstünde mükkemmel de olabilir, beklentilerimizin altında vasatta! Hayat size ne verir ne gösterirse! Seçim yapmak, razı olmak ya da kabullenmemek size kalmış.


Suzan Güzel

0